|
dudak
payı
kapılar
babalar evdeyken kapanmalıdır
anneler
çocuklarını evde bulmalıdır oysa
tentürdiyot kokusuyla kendini unutan yara
perdeyi
çekince fark eder
acının
bir kurgudan ibaret olmadığını.
şayet
ikibinyirmidokuz yılındaysak, kedileri
dört
bacaktan ibaret sanıyorsak şayet
şayet
öldüğümüz yerde anıtlar bitiyorsa
ve bu
bir eklentiyse diğer bir ölüme
bu,
senin, bir aynadan hayata baktığındandır
çünkü
perdeyi çekince anlarız, bir kapının
yalnızca, bir babadan ibaret olmadığını.
okun
gittiği yön,
çocuğun
rahme duyduğu özlemle
eş
değerdir
ve
lambanın cininden istenilen dilekle
bunun
her yönden çok ilgisi vardır
allah
aşkına
çünkü
her şeyin tamından çıkmaz edep
robinson adaya düşmeden çok evvel
ortada
duran bir gerçekti cuma
ve bir
armegedon dünyaya
çarptı
çarpacak
süperman’a
bir
rahim
bulunamamıştır
kuşlara
mektup nasıl taşınır öğretilmiştir
oysa
damarda durduğu gibi durmaz
tarih’in ve alparslan’ın kuşatması
karneye
düşen pekiyi’nin
bununla
ilgisi vardır.
bu, bir
rüyanın arafıdır
çocukların sakız fallarından
annelerin coğrafyadan
ve
tarihe gebe kalınca
babaların bildiği.
çünkü
kurbağa öpmenin yani kurbağayla sevişmenin
bir
kitabın içinde unutulan kuru yapraklarla
her
türden bir benzerliği vardır
şimdi
kaç şehir kör ebe
ebeye
kördür.
cenaze
merasiminde taşınan,
cesetten başka her şeydir
hatalı
sollama yapılır bir yolun
imalat
hatasıdır bu.
aşk
için serçe parmağını kullan
lütfen!
düşmenin toprağı acıtan bir tarafı vardır; yağmurun
gidişi
değil düşüşü acıtır bulutların her yanını
“bir
varmış bir yokmuş” demenin manası ne o zaman
hangi
yaraya merhemdir and içip ayna kırmak
suya
düşmeden yılan hazırlanmıştır.
şehirden çık şehirden çık şehirden çık
bir
sokağın tanımıdır bu
çelebi’nin donan her kedisi bilir
erimeden önce, yerçekimine duyarlı
dört
patisinin olduğunu
dikenler böyle çoğalır, teyyareler böyle dolanır işte
çünkü
her şeyi meşru kılmaya çalışmaktır
ölüler
için yapılan her merasim
oysa
bilirde anlamazlıktan gelir
dün
olan meşruluğun
bu
günün ölüler evi olduğunu herkes
sırra
kadem basmak böyle bir şeydir işte
ağzımız sözcük doğurmuyorsa
cümleler çürüğe çıkarılmaz
uzun lafın paçaları ıslanmaz
dört duvar çevriliyse ağzımız
sırplar
gelip konar aykırı bir dalın
kırılmadan önce söylediği
ve dal
‘çıt’ kırıldıktan
sonra,
‘baba beni okula
gönderme’ diyen çocuğun
bizi,
öpmesidir bu.
hadi
git hadi git hadi git…
yara
bere içinde dön
bir
daha bir daha bir daha…
kalmışsa yüzünde
kalmışsa bir dudak payı.
MURAT
ÇAKIR |